Üst Üste Binmiş Zamanlarda Mehmet Örs'ün Sergisi Üzerine

Seniha Ünay

Belmart Space 31.01-22.02.2026 tarihleri arasında Mehmet Örs’ü misafir etti. Örs’ün “Tanımsız Mekanların İzinde” sergisi şehirlere dair imgelerle şekillenmiş resimlerini bir araya getirdi. Aynı şehirde yaşamanın ve kapı komşusu olmanın avantajıyla Örs’ün üretim sürecine yakinen şahitlik ettim. Hiç şehirlerden konuşmadan, şehirlere dair hiçbir malzemeyi eline almadan üretimlerini gerçekleştirdi. Sanki yabancı kaldığı, uzaktan izlediği bir şey üzerine çizgilerle düşünüyordu. Hayaline düştüğü bir yeri çiziyordu. Sanki bir rüyanın içinde elleri gezerken keskin bir mimari form bu rüyayı bölüyordu. Oysa yaşantımız şehirlerin, binaların arasında geçiyordu. Hem şehirleri işaret ediyordu hem de bambaşka soyut bir dile dönüşen yaşamı çiziyordu. Çerçeve sürecinin odama gelen tak tak sesini hatırlayınca böyle bir şey hissediyorum. İnşaa sürecinden yükselen tak tak sesi gibi. Ben yine de bu resimlerde beni yakalayan mimariden çok çizgilerin arasına karışıyorum.

galeri, metin, iç mekan, duvar içeren bir resim Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

Mehmet Örs’ün “Tanımsız Mekanların İzinde” sergisinden görünüm. Belmart Space, 2026

Çizgiler, henüz tamamlanmamış olanın vaadiyle iç içe geçiyor.  Bir sınırdan çok yaşayan bir organizmayı canlandırıyor. Sert betonların, keskin kalıpların arasında gezinmeden önce çevresini araştırıyor, adeta hayatta kalmak ve büyümek için enerji alışverişine giriyor. Buradaki enerji Mehmet Örs’ün elinin enerjisi.  Mimari yapı bir sonuçsa eğer bu çizimler bir olasılığı barındırır.  İnşaanın keskinliğine, malzemenin dayatmasına karşın kırılgandır, bazen silik bazen yoğun çizgilerle bir araf oluşturur. Bu araf, mimarinin vadettiği tamamlanmış, barınma ihtiyacına karşılık gelen fiziki yapıdansa daha fazla “yer” olma olasılığını barındırır. Bir yapıdaki mülk fikrindense coğrafi koordinatlarını arayan henüz mülke dönmemiş bir ara alanı çağrıştırır. Bazı çalışmalarda coğrafi koordinata oturmuş bir yapıdansa topografik özellikleri öne çıkan yerler belirir, bu yerleri mimari yapıya referans veren keskin geometrik formlar böler. Serginin genelinde baskın olan şehir fikrindense kırsal alan izlenimi burada daha baskın hâle gelir. Doğrusal ve mekanik bir ritimdense döngüsel, iç içe geçmiş bir ritim vardır. Burada yine Örs’ün elinin izleri bizi şiirsel bir atmosfere sürükler.

 

Mehmet Örs, “İsimsiz”, 2025, kağıt üzerine füzen, 100×70 cm, 2025

Mehmet Örs, “İsimsiz”, 2023, kağıt üzerine füzen, 100×70 cm, 2023

Çizgilerin arasında koordinatlarını arayan yapıyı beton kalıplar, direkler, iskelelerin olduğu imgeler belirginleştirir. Mehmet Örs’ün çalışmalarında mimari formlar sadece fiziksel bir kütle olarak değil üst üste binen zamanların ve niyetlerin biriktiği bir palimpest yüzey olarak görünür. Sanki bir yapının her bir aşaması Örs’ün kaleminde yazıldıkça silinir, silindikçe yazılır, kazılır, katmanlaşır. Zamanın katmanı, çizginin katmanı, inşaanın katmanı… Çizildikçe üst üste binmiş bir şiirsellik oluşturur. Bu şiirsellik yapıların arasından bir hayalet gibi çıkan tanıdık biçimlerle bölünür: İskeleler, merdivenler, kolonlar, demirler, çatılar… Zaman zaman fotoğrafik görüntüye dönüşen yüzey grafiksel notların, çizgisel kararsızlığın, henüz tamamlanmamış olanın vaadiyle iç içe geçer.

resim, çizim, sanat, inşaat içeren bir resim Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir. 

İsimsiz, 2026, alüminyum plaka üzerine uv baski, 1/1, 50×50 cmresim, sanat, görsel sanatlar, kırmızı içeren bir resim Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

Mehmet Örs, “⁠İsimsiz”, kağıt üzerine füzen ve boya, 83×70 cm, 2025

Henüz tamamlanmamış olanın vaadi deyince hep inşaa fikrinin zihnimde canlandığını görüyorum. Tam net bir yapıyı ortaya koymayan bu çalışmalardaki araf, yıkım ve inşaa arasında bir yerde aslında. Bu tarafıyla yer yer belirsiz.  İnşaa etme, üst üste koyma ya da sökülme, yerinden edilme, açığa çıkma… Bazı çalışmalarının bana hissettirdiği kırsal alan, insan eli değmeyen yakın bir yer fikriyle dolu bir arzu belki de benim arayışım. Beni bu beklenti ve romantiklikten 6 Şubat Maraş merkezli depremlerin 3. yılının gelişi uyandırdı. Yıkımın bu ülkede çok ağır bir anlamı var. Olanca ağırlığınca üstümüze çöken bu yas ve yeniden inşanın sağlıklı ilerlemediği bu süreç, bu çizgileri ve resimleri benim için başka bir yere taşıdı. Resimlerde belirginleşen net imgeler Örs’ün çizgilerinin arafında yasla yankılandı içimde. Sadece binaların değil bir şehre ait olma hissinin enkaz altında kalışı gibi. Bu anlamda bu resimleri sosyolojik, politik bir düzlemde düşünmemek mümkün değil. Şehirlerden bahsedeceksek eğer hayatımızın her anına sirayet etmiş bu acının, yıkımın, gereksiz yapılaşmanın, gerektiğinde yapılaşamamışlığın ağır bir sorumluluğu var.

Mehmet Örs, “İsimsiz”, alüminyum plaka üzerine uv baskı, 1/1 , 50×50 cm, 2026

 

Örs’ün sergisinin mekânla kurduğu ilişki de bu boşlukta salınıyor. Galerinin içindeki kusursuz yapılanmayı resimlerin mimari yapılar misali belirgin formu destekliyor. Mekândaki yuvarlak kemer, kolon ve duvarlar resimlerde arafta kalmış bir vaadi daha belirgin hâle getiriyor. Galerinin kusursuzluğu vaat eden yapısı, resimlerde gördüğüm iskele, kolon, merdiven, çatı gibi imgeleri zihnimde eğreti bir yere koyuyor.

Artık, iskeleler hâlen kurulamamış bir kalıcılığa, hakkını bulamamış bir şeye referans veriyor.

Merdivenler, basamaklarıyla bir yapının içinde yükselmek yerine politik bir hiyerarşinin basamaklarına dönüşerek  yenik düşüyor. 

Kolonlar, güven vaadinden çok devrilmeye hazır bir anıt gibi beliriyor.

Çatılar, tamamlanmamışlığa adanmış, sığınma fikrinden uzak bir yerde görünüyor.

Resmin mekânının,  yaşadığımız zamanın mekânıyla üst üste bindiği bir izlek oluşturuyor böylece sergi.

Mehmet Örs’ün “Tanımsız Mekanların İzinde” sergisinden görünüm. Belmart Space, 2026