Evrak Takibi, Evrak Davası: CV'nin Sanat Tarihi / Lua Vollaard & Platform BK [1]

 


Çeviri: Gizem Ünlü


Giriş


Neredeyse her sanatsal pratiğin arka planında bir PDF vardır. Klasörlerde gizlenen, e-posta sunucularında saklanan, her ay  farklı versiyonları kaydedilen bu dosya, çoğu zaman birden fazla kopya hâlinde var olur; her biri belirli bir işleve hizmet eder. Bu son derece kişiye özgü belge, çoğunlukla kişisel başarıları ve yaratıcı faaliyetleri kapsar. Sanatçıların neredeyse tamamının ücretsiz olarak yerine getirdiği bu görünmez emek, aynı zamanda fonlara, satışlara ve diğer maddi olanaklara  erişimi belirler. Genellikle 2-3 sayfadan oluşan bu belge sergileri, ödülleri ve başarıları özetler.

 

Bu format elbette CV olarak da bilinir. Yirmi birinci yüzyılın başından itibaren, CV’ye dökülmemiş profesyonel bir sanat pratiği tahayyül etmek neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Sanatçı CV’si, bir sanatçının üretimini ve görünürlüğünü ölçmenin temel aracı olarak kurumsallaşmış yaygın bir standarttır. Bu belge hem bir  gölge hem de geleceğe dair bir öngörü gibi sanatçının ilerleyebileceği yolu öncüler. Kuramcı Boris Groys’un ileri sürdüğü üzere, “çağdaş sanatçının asıl işi CV’sinin kendisidir.”

 

Çağdaş sanatsal pratiklerinin dolaşımında bu kadar merkezi bir rol oynamasına rağmen  CV’nin kendisi sanat tarihinde bugüne dek neredeyse hiç ele alınmamıştır. Bu metin, ilk CV’nin kurumsallaşmasıyla sanatsal pratiğin bir temsili olarak CV’nin ayrıcalıklı hale geldiğini göstererek bu tarihi detaylı bir şekilde ele almaya çalışmaktadır. Metnin ikinci bölümünde, CV’lerin Hollanda fon sisteminde kurumsallaşmasının oynadığı role odaklanılacaktır. Bu standartlaştırma hangi üretim biçimlerini dışarıda bırakıyor? Son olarak, temsil ve kapsayıcılığa dair alternatif yaklaşımlar ele alınacaktır. Bu metin sanatçı CV’sinin nasıl hazırlanacağına dair alternatif bir kılavuz sunmaktan özellikle kaçınmaktadır. Bunun yerine terimin kendi içindeki çelişkilerini görünür kılmayı; bu belgelerin neyi temsil ettiğini, nasıl dolaşıma girdiğini, nasıl değerlendirildiğini ve belirli üretim biçimlerini diğerlerine kıyasla nasıl ödüllendirebildiği üzerine düşünmek için alan açmayı amaçlamaktadır.

 

Ekonomi giderek freelance işlere dayalı hâle gelirken güvencesizleşmenin “öncü gücü” olarak olarak kültür alanı en büyük darbeyi aldı. Çeşitli kurumlar ve ilgili alanlardaki faaliyetler, birden fazla ve birbirinden farklı özgeçmişleri olan çalışanlar tarafından koordine edilir hâle geldi. Bu koşullarda çalışanlar kapitalizm şemsiyesi altında kristalize olmuş bir tür şizofreni deneyimliyolar: Güncel faaliyetlerini  açıkça sergileyerek farklı kurumlara farklı personalar sunmaları karşılığında ödüllendiriliyorlar. Görsel sanatlar, tasarım, sosyal pratikler, aktivizm ve topluluk çalışmaları gibi eskiden birbirinden ayrı düşünülen alanlar arasındaki sınırların bulanıklaşması, bir zamanlar “profesyonel” olarak bilinen kriteri belirsizleştirdi. Kültür alanında CV’ler artık gelir getirici işler, gönüllü emek, ilgi alanları ve başarıların yan yana getirildiği yamalı bohçalar hâline geldi. Dokuyucuları ise bizzat bu alanın çalışanları.

Leonardo Da Vinci’nin 1482 yılında Milano Kontu Sforza’ya yazdığı mektup, hem “ilk CV” olarak kabul edilir hem de bir sanatçı Cv’si olarak sayılır. Kaynak: Paul D. McLean, 2007, The Art of the Network: Strategic Interaction and Patronage in Renaissance Florence. Durham: Duke University Press

 

 

Sanat Nasıl Profesyonelleşti?

 

Leonardo da Vinci, CV’nin mucidi olarak anılır. 1482’de, Milano Kontu Ludovico Sforza’nın himayesi altında bir iş bulma amacıyla ona bir mektup yazar. Bu olasılık doğrultusunda mektup, Leonardo’nun yeteneklerini ve becerilerini özetleyen on maddeden oluşur. Dokuz madde bugün “tank” diye adlandırabileceğimiz bir aracın eskizi dâhil olmak üzere bomba ve mayın üretme teknikleri gibi savaş teknolojilerinden bahseder. Yalnızca son madde, kayıtsız bir tonla Leonardo’nun sanatsal becerilerine değinir (“resimde yapılabilecek her şeyi yapabilirim”). Böylece dünyanın ilk CV’si aynı zamanda bir sanatçı CV’si olur. Her ne kadar tarihçiler bugün bu mektubu, Medici gibi güçlü hamilere yazılan klasik bir himaye mektubu olarak okusa da iş tarihi kılavuzlarında bu belgenin sıklıkla “dünyanın ilk CV’si” olarak anılması; maddelendirilmiş[2] yapısının ve beceri, öngörü ve başarıyı iç içe geçiren liberal dilinin bugünkü CV formatına model oluşturması dikkate değerdir.

 

Bugün bildiğimiz CV formatı, emeğin toplumsal hareketlilik vaadi taşıdığı 1950’li yıllardan itibaren yaygınlaşmaya başlar. Otomasyon süreçleri ve üretimin Küresel Güney’e kaydırılması, sanayisizleşmeyi hızlandırarak Batı ekonomilerinde emeği bilgi ve yönetsel işlere doğru yönlendirir. CV araştırmacısı Eva Forsberg, bu tarihsel anı, doğru kişiyi doğru işle eşleştirme mantığına dayanan “yetenek rezervini kullanıma açma” olarak tanımlar. Bu gelişmeyle paralel olarak sanat pratiği, zanaatten çok fikrin öne çıktığı kavramsalcı bir eksende ilerler; ready-made’lerin çoğalması bu kaymanın bir sonucudur. Bu dönüşümler, belgelemenin bir sanat eseri olarak ayrıcalık kazanmasına da imkân tanıyarak performans sanatı ve arazi sanatının yeniden kurulan kanonuna kapı aralar.

 

Latince curriculum vitae,  kısaca CV  “hayatın seyri” olarak çevrilebilir. Tanımı gereği CV, yaşam ile emeğin iç içeliğini varsayar; bu da onun bir temsil biçimi olarak sanatçılar arasında yaygınlaşmasını sağlar. Modernist kanonda sanatsal pratik, çoğunlukla toplumsal etkilerden bağımsız, içsel bir mücadeleden türeyen bir etkinlik olarak düşünülmüştür. Oysa CV’nin sunduğu temsil biçimi bu geri çekilmeyi sekteye uğratır; kişisel ilgileri ve profesyonel deneyimleri ortaya koyarak  kamusal dolaşıma sokar.

 

Bu anlamda CV’ler hem içe hem dışa doğru işleyen temsil denetimi araçlarıdır. Biçim açısından bakıldığında, bugün CV’lerin büyük bölümünün dolaştığı PDF formatı “gri literatür” başlığı altında toplanabilir: teknik el kitapları, devlet belgeleri, üniversite ders paketleri. Buna karşın, edebi bir tür olarak CV, günlükler ve aşk mektuplarıyla benzerlik gösteren, itirafçı bir yazı formudur. Neredeyse her çalışanı yaratıcı konumuna yerleştirir. Her CV, hazır şablonlarla genel kullanıma uygun olarak hazırlanır, bu anlamda temel grafik tasarım becerisi gerektirir. Evrensel olarak tanınan bu yaygın standart, sanatçıların pratiklerini temsil etmesinin temel yolu hâline gelmiş; çeşitli  başarıları gölgeleyen bir işaret  gibi işlev görmeye başlamıştır. Bu merkezî gölge, bugün kurumsallaşmış sanat alanının pek çok alanında hem dolaşımın ana aracı hem de başlıca ödüllendirme mekanizmasıdır. Hollanda’da kamu fonlarına erişim, çoğu zaman bir CV sunulması koşuluna bağlıdır. Bu koşulluluk, çeşitli tuzaklar barındırır ve desteklenen üretim türlerini farkında olmadan biçimlendirebilir.

 

2018 yılında açık artırmada 170.000 doların üzerinde bir fiyata satılan dünyanın en pahalı CV’si, şüphesiz “yaratıcı endüstriler”den birine, 1973 yılında bu CV’yi hazırlayan Steve Jobs’a aitti. Kaynak: RR Auction, “Steve Jobs İmzalı İş Başvurusu”, Erişim: https://www.rrauction.com/auctions/lot-detail/338645905245002-steve-jobs-signed-job-application

 

Sanat Pratiğini Profesyonel Olarak Ölçmek

 

CVler, başkalarıyla karşılaştırılabilecek bir üretkenlik ölçütü sağlar. Peki, bir sanatçı olarak üretken olmak ne demektir? Çağdaş sanat pratiğinde zaman dağınık biçimde ilerler. Atölyede çalışmaya ayrılan zaman, eserin görünür hâle gelmesinden zorunlu olarak önce gelir. Kitaplar düzenlendikten aylar sonra yayımlanır, sergiler yıllar önce atılmış fikir tohumlarının ardından somutlaşır, performanslar uzun deneme ve provalardan sonra sahnelenir. Görünürlük de görünür olmanın mümkün olmasına bağlıdır. Nitekim COVID-19 pandemisinin ilk yıllarında fiziksel buluşmaların sayısı radikal biçimde azalmış ve görünürlük koşulları sınırlanmıştı. Öte yandan sanatçı CV’si, çoğu zaman ters kronolojik bir düzenle, oldukça parçalı ve tekrar tekrar ele alınan süreçleri envantere döker; geçmiş üretimler ile geleceğe dönük niyetlerin iç içe geçtiği bir kayıt sunar.

 

CV’ler temelde retrospektif belgelerdir. Genel anlamda CV yeterlilikleri ve deneyimleri sıralarken, sanatçı CV’si başarılara odaklanır. Bu durum, sanatçı CV’sine olası bir gelecek tahayyülü üretebilmesi için (bir curriculum’ un[3] yapabileceği gibi) sınırlı bir alan bırakır. Onun yerine geçmişin bir dökümünü sunar ve bu başarıların yeniden üretilebilir olduğuna dair örtük bir beklenti yaratır. Buradaki risk, bu örtük vaatlerin, herhangi bir sanatsal pratiğin uzun vadeli gelişimi için hayati önem taşıyan deneyselliği engellemesidir.

 

1997 yılında Maria Pask, SMBA’daki bir serginin kataloğuna, sanatsal başarılarını sıralamak yerine hastalıklarını, tökezlemelerini ve gündelik işlerini kayda geçiren bir CV sundu. Bu CV; Galler vadilerinde yapılan yürüyüşleri, Pask’ın dinden uzaklaşmasını ve hastanede geçirilen süreleri ayrıntılı olarak anlatıyordu. Bu belge, genellikle “CV boşlukları” olarak adlandırılan ve çoğu zaman emek olarak kabul edilmeyen yaşam kesitlerini sahipleniyordu.

 

Birçok sanatçının hayatında böyle dönemler vardır. Hastalık, (çocuk) bakımı, tutukluluk  ve daha pek çok neden, hayatın seyrini emeğin ölçümünün önüne geçirir. CV’de bir “boşluk” gibi görünen bu kesitler, aslında bir sanatçının pratiğini besleyebilir; hatta ürettikleri işin meselelerini ve koşullarını dönüştürebilir. Kimlerin bu boşluklarla daha sık karşılaştığını tahmin etmek zor değildir: bakım emeği üstlenenler, kronik hastalıkları ya da engelleri olanlar. CV karşılaştırmalı bir ölçü olarak kullanıldığında, bu grupların nasıl dışarıda bırakıldığı da görünür olur.

 

CV’ler bireysel başarıları kayda geçirir; oysa sanatsal pratik, çoğu zaman akranlarla kurulan diyaloglar ve iş birlikleriyle gelişir. CV, “belirli bir mesleğe erişimin (sözde) ne aile geçmişiyle ne de toplumsal statüyle değil, resmi  liyakatle belirlendiği” bir toplum fikrini doğrular. Bununla birlikte, yaratıcı pratiklerin sosyal temaslar, arkadaşlıklar ve zaman içinde kurulan kişisel bağlar aracılığıyla geliştiği inkâr edilemez.

 

Zaten sanat tarihinin kendisi de çoğu zaman, aynı dönem içinde benzer toplumsal dönüşümlere yanıt veren ve birbirine yakın duran sanatçı “hareketleri” üzerinden yazılır. Dahası sanatsal pratikte işbirliğine giderek daha fazla ağırlık verilir, sosyal ağlar ve topluluklar içinde şekillenen kolektif pratikler meşru bir üretim biçimi olarak konumlandırılır. Bu eğilim, kolektiflerin hem yararlanabileceği hem de katkıda bulunabileceği bir müşterek varlık olarak Endonezyaca’da pirinç ambarı anlamına gelen “lumbung” kelimesini benimseyen Documenta 2022’nin odak noktasıydı.

 

CV’ler, kaydını tuttukları faaliyetlerin “profesyonel” olduğu konusunda ısrarcıdır. Bu, sanat dünyasına derinden kök salmış bir değer fikrini peşinen kabul eder: networklerle oluşturulmuş ve sınırları sıkıca korunan bu alanda profesyonellik, kendini sürekli yeniden üreten bir doğrulama mekanizmasına dönüşür. Tarihsel olarak, bir sanatsal pratiğinin “profesyonel” sayılıp sayılmadığı genellikle çok geç, hatta bazı durumlarda sanatçının ölümünden sonra belirlenir. Amatörün zamanı her zaman bugündür; kabul görmenin zamanı ise geleceğe ertelenir.

 

Hollanda’daki kurumsal sanat çevrelerinde  profesyonellik tam anlamıyla döngüseldir: Kurumlar, “itibarlı” sanatçılarla çalıştıkları için profesyonel sayılır; sanatçılar da işlerini bu kurumlarda sergiledikleri için profesyonel olarak görülür. Profesyonelliğin kriteri genellikle parasal değerlerle, ücret veya satış mekanizmalarıyla ölçülür. Kurumlar açısından ücretli çalışan bir küratörün varlığı, profesyonellik alametine dönüşür; bu durum kurumun seçme ve eleme işini bunu meslek edinmiş birine devredebilecek kadar yeterli kaynağa sahip  olduğu izlenimini verir. Satış söz konusu olduğunda profesyonellik, koleksiyoncular ve koleksiyonlar tarafından sağlanan nakit para aracılığıyla onaylanır. Bu tabloda galeriler, sanatçının profesyonel sayılıp sayılmayacağını belirleyen bir arayüz gibi çalışır: Pazar ressamı sanat dünyasının parçası sayılmaz; buna karşılık yalnızca özel koleksiyonerlere satış yapan sanatçı, tam da bu alanın dışında takdir gördüğü için profesyonel olarak kabul edilir. Sanatta profesyonellik ya birbirini karşılıklı olarak tanıma döngüsüne ya da sanatsal pratiğin etrafında dolaşan sermaye hareketlerine  bağlanır. Bu nedenle sanatçı CV’si, profesyonelliği tanımlayan bir ölçü olmaktan ziyade, ağ kurma becerisini görünür kılan bir konumlandırma aracıdır.

 

Sanatçı CV’lerinin en kötü tarafı, normatif üretkenlikten uzak dönemler geçiren kişiler için bu deneyimlerin yaratıcı üretimi nasıl etkilediğine bakılmaksızın dışlayıcı bir mekanizma üretmesidir. Deneysel arayışları ve iş birliğini teşvik etmek yerine bastırır; sermayeyi de profesyonelliğin ölçüsünü tanıyan bir eşik/arayüz olarak yeniden doğrular. Bütün bu meselelerde ortak bir payda vardır: CV’lerin kaydettiği “zaman’ın ayarı bozuktur. Peki Hollanda’daki fon kurumları CV’yi ele alırken bu sorunlara nasıl yaklaşıyor?

 

 

Fonlara Erişimin ‘Can Damarları’

 

Hollanda sanat alanı bağlamında CV’ler, kamusal fonlara erişimin kalbidir. Kamusal ve özel kaynaklar ile sanatçıların gündelik yaşam ve üretim pratikleri arasında bir arayüz olarak işleyerek, “profesyonel sanatçı” tanımına ilişkin hukuki koşullara uyan ölçülebilir bir teyit mekanizması işlevi görürler. Bireysel başvurulara destek veren fonların çoğu, bir CV talep eder.

 

Bu bölüm, sanatçı CV’sinin kurumların yetki alanı içinde farklı roller üstlendiği, Hollanda’daki üç farklı sanat fonunu ele alacaktır: sanatçı pratikleriyle birlikte proje bazlı üretimleri de destekleyen devlet fonu Mondriaan; “profesyonel” sanatçılarla “kültür üreticileri” arasında ayrım yaparak her iki gruba da fırsatlar sunan Amsterdam Sanat Fonu (AFK); ve standart CV gerekliliğini kaldırmış olan CBK Rotterdam bünyesindeki Art Office.

 

CV’ler, Mondriaan Fonu’na yapılan bireysel destek başvurularının bir parçası olarak fonun 2012’deki kuruluşundan bu yana talep ediliyor. Bu fon, Mondriaan Stichting ile Fonds BKVB’nin (Görsel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık) birleşmesiyle oluşturulmuştur. Fon hem sanatsal pratiklerin bütününü hem de belirli bir zaman aralığı için tasarlanmış projeleri destekler. Mondriaan Fonu, “öznelerarası (intersübjektif) değerlendirme sistemi” olarak adlandırdığı bir komisyon modeli uygular. Bu sistemin çıkış noktası, nesnel olmayan bir sistemde CV’nin “en objektif sesi” sağladığı fikrine dayanmaktadır.

 

CV, üçüncü şahıslar tarafından bir sanatçının sanatsal niteliklerinin değerlendirilmesi için bir tablo sunar; böylece sanatçının “Hollanda’daki “profesyonel sanat alanına entegrasyonu”na hizmet eder. Bu değerler, her komisyon üyesinden beklenen kendi önyargılarını “aşma’ ve örtülü dili doğru şekilde yorumlama misyonunu yerine getirmesine yardımcı olur.  CV’ler, sanatçının pratiğine, profiline ve genel sanatsal faaliyetlerine ilişkin bütünlüklü bir tablo üzerinden ayrı ayrı  değerlendirilir. Örneğin, her birinin yapımı yıllar süren bronz heykeller üreten bir sanatçıyla, üretimi sayıca daha yüksek olabilecek bir illüstratör ya da fotoğraf sanatçısı aynı ölçütlerle ele alınmaz.

 

Mondriaan Fonu başvuru portalında, sanatçı CV’sine ilişkin yazılı bir çerçeve yer alır: CV’nin kişisel ve karma sergiler altında sınıflandırılması ve en güncel tarihten en eskiye doğru düzenlenmesi beklenir. PDF formatında sunulan “kâğıt” CV, en kısa ve genel özet olarak görülür. Geçmişte video mülakatlar da değerlendirilmiş; ancak incelenmesinin daha fazla zaman aldığı tespit edilmiştir.

 

Bu fon, başvuru sürecinde CV boşluklarına yönelik herhangi bir yargıyı engellemek üzere, başvuruda bunun için alan tanındığını belirtir. Bilgilendirme oturumlarında önerilen yaklaşım, bu boşlukları CV’de bir faaliyet olarak doğrudan ifade etmektir: belirli bir dönemdeki bakım emeği, hastalık veya izin gibi durumların açıkça belirtilmesidir. Fon sanatsal iş birliklerini de kabul eder; ancak “geçici” iş birlikleri ile kalıcı iş birliklerini birbirinden ayırır. Bununla birlikte bu fon bireysel destek verdiğinden, iş birliği hâllerinde dahi iki ayrı başvuru ve birden fazla CV gerektirir.

 

Fon ayrıca “profesyonel alan” tanımının değiştiğini belirtir. Yirmi yıl önce CV’ler ağırlıklı olarak galeri sergilerini ve temsil ilişkilerini belgelerken bugün topluluk temelli sanat gibi farklı pratikleri de kapsayan daha geniş bir alanı kapsar.

 

Amsterdam Fund for the Arts’ın (AFK) amacı, tüm yaratıcı Amsterdamlılara yönelik bir fon mekanizması sunmaktır. Bu nedenle destek programları, kültürel üretimi boş zamanlarında sürdürenlerle bunu profesyonel olarak yapanlar arasında bir ayrım gözetir. CV, başvuranların önceki çalışmalarına bağlam sağlamak için geri kalan başvuru belgeleri ile birlikte değerlendirilen bir belgedir ve bir sanat pratiğinin bütününü anlamak için önemlidir. .

AFK şu anda, başvuru sürecinden CV’yi tamamen çıkaran “Nieuw Bereik” (Yeni Erişim) adlı bir pilot program yürütmektedir. Bu basitleştirilmiş prosedür, proje planı gerekmeden sadece bütçe bilgisinin sunulduğu yüz yüze bir görüşme yoluyla fon başvurusu yapmayı  daha erişilebilir hâle getirmeyi amaçlamaktadır. AFK, fonların  kentin tüm bölgelerine ve genç üretici gruplarına orantılı biçimde ulaşmadığını tespit ettikten sonra bu yeni yaklaşımı denemeye başlamıştır. İlk oturumlar kısa süre önce Amsterdam South East’te gerçekleştirilmiştir ve hâlen değerlendirme aşamasındadır.

 

CBK Rotterdam’ın fon birimi olan Art Office, her başvuruda güncellenmiş bir CV istemez. 2018/19’dan bu yana, web sitesi üzerinden kayıtlı her sanatçıya özel bir sayfa tanımlar. CV ise yalnızca ilk kayıt aşamasında talep edilir. Bu sayfalarda, sanatçının profesyonel pratiğine ilişkin faaliyetlerin listesi yer alır.

 

Profesyonellik iki noktada sınanır: sanatçının -ister üretimine bireysel olarak devam etsin isterse bir kolektifin parçası olsun- bağımsız bir görsel sanatçı olarak aktif biçimde üretmesi ve sunumlar, sergiler, misafir sanatçı programları gibi faaliyetler üzerinden güncel bir pratiğe sahip olduğunu gösterilebilir olması. Temel beklenti, sanatçıların, “altı aydan eski olmayan” veriler içeren “güncel” bir profil sayfasına sahip olmalarıdır. Bu, yeni bir proje yükleyerek sağlanabileceği gibi daha eski projelerin yeniden yüklenmesiyle de mümkün olabilir. Böylece sanatçının resmî anlamda yeni bir “başarı” üretmediği dönemlerde dahi aktif olduğu kabul edilir.

 

CV’nin her başvuruda istenmemesi, Art Office’in hibrit ve disiplinler arası pratiklere sahip sanatçıları ya da formel eğitim dışındaki yollarla görsel sanatçı olmuş kişileri de kapsayan daha geniş bir sanatçı kitlesini görünür kılmasını sağlamıştır. Bu tür pratiklerin giderek yaygınlaştığı düşünüldüğünde, bu çeşitliliğe alan açmak Rotterdam kentini yansıtan daha kapsayıcı bir sanatçı ekosistemini desteklemek açısından önemlidir.

 

CV’nin “bağlam” sağlama ya da “üçüncü taraf yargısı” sunma rolü, aslında onun sanatçıyı kişi ve kurum ağları içinde bir yere yerleştiren bir konumlandırma aracı olduğunu da açığa çıkarır. Bu da ağ kurma becerisini kamusal fonlara erişimde ayrıcalıklı bir yere koyar. Fonlar CV’deki boşlukları “doldurmayı” teşvik etse de çalışılmayan sürenin tanınması bile bir sanatçının mesleki gelişimine katkıda bulunmaz ve bu nedenle “kaybedilen” sürenin nasıl telafi edileceği sorusu hâlâ cevaplanmamış olarak kalır.

 

Yukarıda söz edilen başvuruların neredeyse hepsi yakın tarihli CV’ler ister: Örneğin Mondriaan Fonu 2–4 yıl ile sınırlandırır. Art Office ise eski bir projenin yeniden yüklenmesini de “güncel” sayan tek istisnadır. Sonuçta ortaya çıkan şey, kurumsal projeler gibi işleyen ve en fazla dört yıllık döngüler hâlinde işleyen kamu kurumlarının faaliyet dönemlerine ayarlı bir sanat dünyasıdır. Sistem sonuç ister: on yıllara yayılan fakat bu arada “sonuç” sunmayan işler bu alanda tutunamayabilir. Burada katedral inşa etmiyoruz; sürekli büyüyen arşivlere ve sunuculara kaydedilecek başvurular, resmi güncellemeler ve değerlendirme raporları hazırlıyoruz.

 

Fonlar, kendi hukuki zorunluluklarıyla çağdaş sanatsal pratiklerin işleyişi arasında bir denge kurmaya çalışırken çoğu zaman iyi niyetle hareket eder. Buradaki mesele CV’yi “dairesel dosya”ya yani “çöpe” atmak değildir. Mesele, boşluklar içeren CV’leri, on yıllarca süren projeleri içeren CV’leri, bireysel başarıların listesi yerine bir topluluğun temsilcisi olarak işlev gören CV’leri hayal edebilmek için yer açmaktır. Bu ancak fonların CV isterken neyi neden istediklerine dair daha fazla açıklık ve yönlendirme sunmasıyla mümkün olur. Sanatçılar, egemen sistemin dışında bırakılan bir yaşam mücadelesini sürdürürken neden şirket hayatının şablonlarına tutunmak zorunda olsun?

 

1997 yılında Maria Pask, SMBA’daki bir sergi kataloğuna boşluklar ve dolambaçlı yollarla dolu bir CV gönderdi.


PDF’den Kaçış

 

Sanatçı CV’sinin kaderine dair belki de en güçlü işaret, yayımlanmış ilk CV’nin kendisinde bulunabilir. Kont Sforza, Da Vinci’nin mektubuna dayanarak, ondan dünyanın en büyük at heykelini yapmasını ister. Leonardo,  Milan’da on yılını at eskizleri  çizerek geçirir -bu süre, herhangi bir çağdaş  sanatçının defterler dolusu eskiz yapması için fon alabileceği süreden çok daha uzundur- ve heykelin yapılması için bronz satın alır. Ne var ki heykel tamamlanmadan savaş patlak verir; metaller, savaş mühimmatı için eritilir, mermi ve gülle topu hâline getirilir.

 

Leonardo’nun CV’si, Milano’ya yaptığı kariyer sıçrayışıyla beraber, kaynakları daha kârlı savaş endüstrilerine kaydırılmış bir sanatçının emeğini belgeler bugün hâlâ. Savunma bütçelerini toptan büyüten hükümetin; eş zamanlı olarak Hollanda sanat dünyasının gelir kaynakları üzerindeki tarihsel baskıyı da yeniden artırdığı bir dönemde; Hollanda’daki sanatçılar kendilerini bir kez daha benzer bir tarihsel kavşakta buluyor olabilir. Sanatçı CV’leri tarihi tekrar edilebilir kılar; sanatçı CV’sinin tarihi de bu nedenle tekrar eder.

 

CV’nin kullanımının dönüşümü, profesyonel başarıların karşılaştırılacak “nesnel” bir kategoriye dönüştürülerek dışsallaştırıldığı, kökten modernist bir projeydi. Bu dönüşüm, sanatçıları güvencesiz ve düşük ücretli bir emek rejiminin içine çeken politik ideolojinin de karakteristik bir parçası hâline geldi. Bu ideoloji meritokrasidir: Becerilerin ölçülebilir niteliklere çevrilebileceği ve değer verilen “liyakat”in işe yararlılığı oranında ödüllendirileceği iddiası, artık eskimiş bir fikir.

 

Sanat alanında bu, ağ kurmanın, ölçülebilir üretkenliğin ve şablonlaştırmanın ön plana çıkarılmasına yol açar. Ödüller, işi kâğıt üzerinde daha “iyi” görünenlere vaat edilir. CV’ler, sanatçıları profesyonel yönetici sınıfın (PYSM) parçası olarak yeniden konumlandırma çabasının da bir parçasıdır. Barbara Ehrenreich bu kavramı 1977’de ortaya atmış, Catherine Liu ise yakın dönemde yeniden tartışmaya açmıştır. PYS’ye eklemlendikçe sanatçılar emekçilerle bağ kurmaktansa  sermaye ile uyumlanır. Bu kaymayı en iyi gösteren şey belki de “profesyonellik” barajıdır: her bir CV maddesinin satır aralarına gizlenmiş bir sermaye kodu. Ekrandan okunabilir, sabit zamanlı PDF’ler halinde karşımıza çıkan  CV formatı “işin kendisini konuşturduğunu” iddia ederken yazıcı ve alıcı, yazar ve okuyucu arasındaki iş bölümüne uyum sağlar.

 

Şunu netleştirelim: kamusal fon, kamusal erişim demektir. Burada amaç, uyuyan şairlerin ve görünmez dâhilerin dönemine nostaljik bir dönüş değil. Hollanda’daki fon sistemi içinde CV’ler, sanatsal pratiğin ne olabileceğine dair bir tahayyülü şablona döker. Alternatifleri kurmaya çalışırken, özellikle proje-temelli sanat alanının zaman döngülerine eleştirel bir bakış gereklidir. Bu döngüler fonların tabi olduğu seçim dönemlerine hep ayak uydurur; hatta çoğu zaman onlardan kısa sürer. On yılı aşkın süredir ağır bir politik baskı altında olan ve önünde daha büyük krizler bulunan bir sistemde, sanatçıların yarı-kurumsal bir çarka eklemlenirken ne bedeller ödediğini açıkça konuşmak gerekir. CV’nin sanat tarihi, sanatsal pratiklerin topluluk içinde kurduğu değerleri, itirazları ve dünyanın geleceğine dair hayalleri işaret edebilir mi?

 

Özgeçmişimin bu iki PDF sayfasına sıkıştırılması, beni kariyerimin başındaymışım gibi hissettirdi; bu sayfalar bana yolu açan kağıt izleri gibi. Halbuki çalışma hayatım başlayalı çok oldu ve bugün sahip olduğum en kıymetli çalışma deneyimlerinin bir kısmı, sunduğum profesyonel kimliğin hiçbir yerinde görünmüyor. Uzun vadeli bağlılıklara, yeni fikirlerin tohumlarına, emek verilerek kurulmuş işbirliklerine yer açmak, en azından sefil başarısızlıkları paylaşacak bir alan bulmak için CV’mi her güncellediğimde onun ortadan kalkacağı, tuhaflaşacağı günü dört gözle bekliyorum. Bütün bunlar, kayıt altına alınmış bir dünya içinde  yer edinme ve yaratıcı bir şekilde hareket etme arzumu sürdürmemi sağlıyor.

 


 

Lua Vollaard, Amsterdam’da yaşayan bir küratör ve yazardır. İlk çocuğunun doğumu vesilesiyle yakın zamanda CV’sinde bir “boşluk” oluşmuştur. CV’lere ilişkin bir araştırma projesinin önceki versiyonları, Art Goss tarafından 2022’de Het Nationale Theater ve Mistral Amsterdam’da, “Curriculum Veto” adıyla sunulmuştur.

 

Platform BK, sanatın toplumdaki rolünü araştırır ve daha iyi bir sanat politikası için harekete geçer. Sanatçıları, küratörleri, tasarımcıları, eleştirmenleri ve diğer sanat emekçilerini temsil eder.

 

 

NOTLAR


[1] Bu metin Hollanda menşeli Platform BK inisiyatifinin açık çağrı süreçlerini masaya yatırdığı A Call to Open Calls etkinliği için 2014 yılında kaleme alınmıştır. Metnin orjinaline aşağıdaki linkten erişilebilir:

https://www.platformbk.nl/en/paper-trail-paper-trial-the-art-history-of-the-cv/

[2] Orijinal metinde “bullet” points olarak geçen bu ifade, listeleme biçiminin yanı sıra askerî bir çağrışım da taşır. Leonardo’nun mektubunda yer alan savaş teknolojilerine yapılan vurguyla birlikte düşünüldüğünde, CV formatının tarihindeki askerî–bürokratik ilişkiye işaret eder. (Ç.N).

[3]  Buradaki kullanımda, metnin önceki bölümünde değinildiği gibi latince “curriculum” kelimesinin seyir, hayat seyri anlamı öne çıkmaktadır.