Nesne ile Beden Arasında: Damla Sari’nin Sergisine Bir Bakış

 

Eda Gizem Uğur

 



Damla Sari, “Anahtar Paspasın Altında” sergisi genel görünüm, Yüzonbir Space, 2025

 

 

Yüzonbir Space’te 05.09-11.10 2025 tarihleri arasında Burak Topçakıl küratörlüğünde gerçekleşen Damla Sari’nin “Anahtar Paspasın Altında” sergisi, sıradan nesnelerin evin güvenli alanına sızdığında ortaya çıkan gerilimini görünür kılarak beden ile nesne arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeye davet eder. Sergide karşımıza çıkan gündelik hayatın tanıdık nesneleri; koruma, saklama ve dışlama hattında neler olup bittiğine dair bir dizi ipucu verir.  Sari, nesnelere yaptığı müdahalelerle onlara insansı özellikler kazandırır; böylece bedensel temasın hem davet hem de reddedilişini aynı anda kuran çift  taraflı bir dil geliştirir. “Anahtar Paspasın Altında”, evin misafirperverliğini sorgulayan yerleştirmeleriyle sınır ve göç, güven ve tehdit arasındaki ilişkiyi sorgular.

 

Sınırı tayin eden çizgi, çoğu zaman güvenlik, aidiyet ve iktidar ilişkileriyle belirlenir. Damla Sari’nin “Anahtar Paspasın Altında” sergisi tam da burada başlar. Sergi, sınırın kırılganlığını nesneler üzerinden tartışmaya açar: İşlevini yitirmiş sandalyeler, eklemler eklenen gövdeleriyle insan bedenine benzeyen ama bedenden uzak duran eşyalar, eriyen mumun zamansal akışını durduran çekmeceler ya da mavi kadifenin vitrinden dışarıya taşarak mekânı ele geçiren sızıntısı…

 

Sari, dışarıda tesadüfen karşılaştığı eşyaları evine taşır ve onları yeni ve muğlak bir mekâna yerleştirir. Bu “eve taşıma” eylemi sürekli yabancılaşmanın eşiğidir. Burada nesneler birer “göçmen”e dönüşür: kendi evinden, kültürel bağlamından uzakta ama yeni yerine tam olarak yerleşemeyen bir göçmene. Ev sahibinin diline ve yasalarına yabancı olan ve geldiği yeni yere aidiyetini tam kuramayan bir göçmene… Sergide Barok motiflerin ağırlığı, kadife mavi kumaşın tarihsel sınıfsallığı ve  ahşap parçaların üzerindeki yaşanmışlık izleri de bu göçmenliğin başka bir tezahürü gibidir.


Damla Sari, “Anahtar paspasın altında”, 100×50 cm, 2025

 

Sergide Sari’nin müdahalesiyle işlevsizleşen, eklemlenen, canlanan ya da donuklaşan nesneler, beden-nesne arasındaki ilişkiyi müdahaleci bir dille dönüştürür. Bu unutulmuşluğa, terkedilmişliğe ve yersizliğe bir müdahale gibidir. Sari, galerinin giriş kapısının önünde duran “Anahtar Paspasın Altında” yazan paspas ile ilk beden-nesne karşılaşmasını, nesnenin gündelik hayattaki yerinde gösterir. Ziyaretçilerin ayakları, paspasın dokusuyla her buluştuğunda, bu etkileşim bir geçiş ritüeline dönüşür. Her geçişte evin güvenli sınırlarına atılan ilk adım  aynı zamanda  güvenli alandan ayrılığın da bir adımıdır. İçeri ve dışarının tam ortasında tıpkı bedenlerimiz gibi konumlanan paspasın altındaki anahtarı almak için hafifçe eğilip bu ilk davete icabet ettiğinizde bu iznin güvenliği bir illüzyona dönüşür. Çünkü bu davet bir yandan içeride kimse olmadığına dair bir işaretken diğer yandan da tanıdık bir beden değilsek tehlikeli ve gizemli bir bilettir. Bu karşılaşma serginin bütününe dair bir özet verirken izleyiciyi usulca bir diyaloğun da içine çeker.

 

Sandalyelerin eklemli bedenlere dönüştürülmesiyle oluşturulan seride her sandalye oturma eyleminin alışılmış yapısını bozarak nesnenin işlevini askıya alır; böylece konfor beklentisi gerilime evrilir. Sari’nin bedenle kurduğu diyalog, artık hareket edebilen bir bedene kavuşan bu yarı canlanmış sandalyelerde daha da derinleşir. Ancak bu sandalyelerin insan bedenine yaklaşırken bir o kadar da yabancılaştığı düşünülebilir. Bir tarafıyla bu sandalyeler, sergide bir tanık olarak bizi karşılar. Bu da izleyiciyi kendi mekânındaki eşyalarla kurulan bağlar üzerine yönlendirir.

 

 

Damla Sari, “Benden Bu Kadar”, kinetik yerleştirme, değişken boyutlarda, 2025

 

 

Sandalye serisinden vitrinde yer alan “Benden Bu Kadar” isimli kinetik heykel izleyiciyi şeffaf ama davetkâr duvarıyla karşılar. Barok motifler, nesnenin yüzeyinde uzak bir kültürün kodlarını taşır;  eklemli bacakları ise onu kendine yabancı bir varlığa dönüştürür. Bir sandalyenin oturmaya çağıran davetkârlığı burada eklemlerin müdahalesiyle engellenmiş olur. Aynı zamanda cama dokunan bacağın çıkardığı ritmik ses, içeri ve dışarının arasında gidip gelen bir temasa dönüşür. Vitrinin şeffaflığı davet ve mesafe arasında eşikte konumlanan aidiyetin belirsizliğini açığa çıkarır. Sari, izleyiciyi bu kırık eşikten bakmaya davet ederken; aynı zamanda bir adım geri çekilerek izleyicinin hem yerini hem de yersizliğini sorgulamasına  alan açar.

 



Damla Sari, “En Son Nereye Koyduysan Oradadır”, yerleştirme, değişken boyutlarda, 2023

 

 

Yapay çim zemin üzerindeki bedenli sandalyeler bir diyaloğun bittiği yerde durur. Sandalyelerden biri dizlerine kapanmış yorgun bir bedeni anımsatır. Beli hafif bükük, öne doğru yönelmiş, dizlerini kavrayan bu yarı insan yarı nesne formları, bir sohbet anının kurgusundan alır mekândaki yerini. Aynı zeminde bitmiş bir diyaloğun diğer suskunu, manken torsosu konumlanır. Bu çalışma, oturma eylemi önerisini sunmaya devam ederken yapay beden davete icabet etmek için nesnenin sınırlarında dolaşır.

 



Damla Sari, “Seni Gördüm Daha İyi Oldum”, yerleştirme, değişken boyutlarda, 2025

 

 

Sergi mekânında ilerledikçe bizi duvar boyunca uzanan “Seni Gördüm Daha İyi Oldum” isimli çalışma karşılar. Sanki bir evden içeri girdiğimizde holde bir yerde karşılaştığımız bu ince uzun duvar panoda; eriyen mumun bıraktığı aşağı doğru süzülen lekelerle bir akış belirirken minik damlalarla yerçekimine boyun eğen bir çizgi oluşur. Bu akış, nesnenin geçiciliğini kalıcı bir ize çevirir. Alt kısımda yer alan dresuar, bu akışı kesen bir dayanak olarak devreye girer. Dresuar üzerine yerleştirilen kenetlenmiş el formu, dirseklerini yaslamış halde izleyiciye doğru uzanırken, bedenin nesneyle temasına yeniden şahit oluruz. Mumun eriyen izleri ise kalıntılar halinde zamanı durdurur.

 



Damla Sari, “Herkes Dağıttığı Yeri Toplasın” serisi, seramik, kurşun, fine art baskı, değişken boyutlarda, 2025

 

 

“Herkes Dağıttığı Yeri Toplasın” çalışmasında yan yana asılmış fotoğraflarda, eriyen mumun yüzeyde bıraktığı izler görülür. Evin saklı köşelerine, çekmecelere yerleştirilen erimiş mum kalıntıları katılaşmış, canlılığını yitirmiştir.. Bu durum, muma yüklenen dileklerin hapsoluşu olarak okunabilir. Mumun dik duruşu zamanı sabitlerken, zamanın sürekliliği eriyen mumun insan bedenine deri gibi yayılmasıyla hatırlanır. Diğer yandan Sari, çekmecenin açılma ihtimalini de göz ardı etmez. Beden ve nesne ilişkisini dokunma eylemiyle bir kez daha hatırlatır. Dokunmak saklı olanı açmak için bir başka davettir. Çekmeceden birinde boşluktan uzanan bir el belirir. Sanki ikinci fotoğrafın akışkanlığı somutlaşmış ve bir form bulmuş gibi o an’a elini uzatır.

 

 

 

Damla Sari, “Sen Beni Düşünme, Hallederim”, kinetik  yerleştirme, değişken boyutlarda, 2024

 

“Sen Beni Düşünme, Hallederim” isimli çalışmada, vitrinin içinden taşan mavi kadife örtü uzva benzer bir şekilde mekâna yayılarak mekânın dokusunu dönüştürür. Evin güvenli sınırlarında gösterime açık olan şeyleri koruyan vitrin, burada temas ile bir kırılganlık üretir. “Kırılganlık” sınırı geçebilmenin bir olasılığıdır. Sari, mekânın ortak alanına küçük bir sızıntıyla yayılan mavi kadife kumaş ile bu sınırı aşar. Kadifenin yumuşaklığı bizi dokunmaya davet ederken aynı zamanda vitrinden sızması ile bu dokunmayı yasaklar.

 



Damla Sari, “-di’li Gelecek Zaman Fosilleri”, seramik, cam panel, 120 x 30 cm, 2025

 

“-di’li Gelecek Zaman Fosilleri”, mobilya işlemelerinin izlerini taşıyan ahşap parçalardan oluşan eklemler ve dokulardan kalan bir kalıntı dizisi gibi yan yana sıralanmıştır. Bu formlarda, doğal ahşabın dokusuna müdahale edilmiş bir mobilyaya mı yoksa eklemli bir insan uzvuna mı baktığımız belirsizdir. Bu muğlaklık, nesnenin geçmiş canlılığını bir donukluğa dönüştürürken eklemler, bir zamanlar akışkan bir hareketin parçasıymış gibi görünür. Şimdi hareketsiz bir iz olarak kalmış ve kimliğini yitirmiş bir varlık halinde orada öylece durmaktadırlar. Bu çalışma, bedenle eşyanın iç içe geçtiği bir yerde  bir bedenin dağılması, belki bir eşyanın sökülmesini anımsatır. Canlılığın son bulduğu bir anda huzursuz bir tanığa dönüşür.

 

“Anahtar Paspasın Altında” sergisi, evin sınırını düşünsel bir alan olarak yeniden kurar. Sari’nin nesneleri, aidiyetin belirsizliğini hatırlatırken; her yerleşmenin içinde bir göç, her güvenlik hissinin içinde bir sızıntı barındığını gösterir. Kendine yabancılaşmış nesneler ve bir an’da donuklaşmış bedenler arasında bir sızıntı kurar. Beden ile nesne arasında artık birbirine sürekli yanıt veren bir diyalog oluşur. Sari, izleyiciyi kimi zaman bu sınırda durmaya ve anlamaya, kimi zamanda bu sınırdan geçmeye davet eder; içeride ya da dışarıda olmanın ötesinde, tam da  ikisinin arasında “aidiyetin göçebe yapısında” düşünmeye ve deneyimlemeye çağırır.

 

 

 

Metinde yer alan fotoğraflar, Yüzonbir Space’in arşivinden alınmış olup izinleri dâhilinde kullanılmıştır.