Anılarıma Adanmış Bir Lahit Olarak Antalya Arkeoloji Müzesi

 

Ecmel Sarıkaya

 

Antalya Arkeoloji Müzesi önü, 17 Temmuz 2025


Antalya Müzesi 15 Temmuz 2025 tarihinde kapatıldı ve bu ödüllü müze binası artık yok. Üstteki fotoğrafı müze kapandıktan iki gün sonra “umarım buraya, yıkılmadan önce son bir kez görmek için gelmiş olmam” dileği ile Antalya’ya iner inmez çekmiştim. Müzenin simgesi olan lahiti, burada gerçekleştirilecek yıkım çalışmaları sonucunda oluşacak şantiye düzeni kurulmadan önce, son kez yerinde görmüştüm.

Bir Likyalı şiiri olduğu iddiası ile Antalya kültürel belleğinin içine karışan Yannis Rittos’un “Yalınlığın Anlamı” şiirinden bir bölüm ile müze anılarıma ve duygusal sürecime dair şu dizeleri paylaşmak isterim:

“Yalın şeylerin arkasına gizleniyorum beni bulasın diye;

Beni bulamazsan, eşyayı bulacaksın,

Elimin dokunduğu şeylere dokunacaksın,

Parmak izlerimiz karışacak birbirine.”

Medusa başlı lahit, Antalya Arkeoloji Müzesi, Ağustos 2023

O taş duvarların gölgesinde ilk kez tanıştığım heykellerin, kabartmaların ve binlerce yıllık taşın sessizliği, şimdi boşlukta yankılanıyor. Aidiyet duyguma da vurulan bir kepçe darbesi gibi sarsan bir yıkıntı oluşturdu bu yıkım içimde. Antalya müzesi yalnızca bir müze değildi; kişisel belleğimde çocukluğumla dolu dev bir anı kitabı ve kenti anlatan bir anıt heykel gibiydi. Her kentin bir kokusu ve dokusu olduğunu anladığım bir temeldi. Sanata ve tarihe dair ilk meraklarımı tetikleyen, sanatla kurduğum kırılgan bağı kuran ve saklayan bir bellekti.

 

Ecmel Sarıkaya “Statue of Woman” heykeli çizimi, Antalya Arkeoloji Müzesi, Kasım 2023

Bir öğrencinin gözünden düşünüldüğünde, müze kentin ve tarihin kalbinin attığı görsel bezemesi başka bir yerde bulunamaz bir sınıftı. Yalnızca sanat öğrencileri için değil kültürel mirasını tanıyacak her çocuğun da taştan bilgi kütüphanesiydi. Antalya müzesi hem kentin içinde yayılan eserleri hem de müzenin içeriğiyle bu açıdan çok zengin bir öğrenme alanıydı. Bu fotoğrafları kendi öğretim planımda öğrencilerime kaynak materyal olabileceğini düşündüğüm için çekmiştim. Bir gün buranın yıkılmış olacağını tahmin etseydim her detayını kaydeder, defterlerimi, arşivlerimi daha fazlasıyla doldururdum.

  

Müze öğrenme alanından fotoğraflar, Antalya Arkeoloji Müzesi, Ağustos 2019

Her heykel, her kalıntı, her eser bir dersti. Sessizce yan yana dizilen tanrılar, tanrıçalar, lahitler… çocukluktan bu yana sanatla ilgili olan birinin hayallerini gerçekleştirmek için bedelsiz kazanımlarla dolu bir alan. Lise zamanlarımızdan başlayıp üniversite hazırlık sürecimize kadar müzenin bir eğitim alanı olduğunu öğrendik. Desen kursunun olmadığı günler müze bizim için kendi başımıza öğrendiğimiz, kendimizi sınadığımız başka türlü bir eğitim alanıydı. İçeride bulunan güvenliğinden gişedeki görevlisine kadar herkes bizi tanırdı. Şöyle bir müze düşünün; öğrencilerin resim dosyaları için güvenlikler yardımcı olur hatta fazla eşyalarını bile tutar. Arada bir gelip sizi yoklar hatta gelişiminizle, sürecinizle ilgili sizinle sohbet eder. Bu değer, yakın ilgi ve açıklık hiçbir okul müfredatı ve kazanımında öğretilemez gibi geliyor bana.

“Herakles Lahdi”, Antalya Arkeoloji Müzesi, Haziran 2016

“Ptolemaion lady” heykeli Antalya Arkeoloji Müzesi, Haziran 2016

Müzede ilk görece profesyonel çizimimi bundan 15 yıl önce yaptım, sonrasında zamanımın en az 6 saatini dışarıda geçirebileceğim günler, benim adresim Antalya müzesi oldu. Bu disiplinin yanı sıra müzenin hissettirdiği Antalya belleğini ve yerleştirdiği kent kimliğini o zamanlar fark etmiyordum. Üniversiteye başladıktan sonra da her Antalya ziyaretimde müze eserlerinden aldığım eğitim devam edince bunu daha iyi anladım.. Müze, eserlerin yenilerini eskilerini yoklamak, defterimde daha iyi çizimlere yer açmaya çalışmak, bulundukları yerlerle bağlantı kurup tarihle ilgili bilgi edinmek gibi birçok alanda kendimi geliştirmemi sağlayan envanterler oluştu. Bu sadece benim 15 yıl içindeki Ankara’da yaşayan bir sanatçı ve öğrenci olarak deneyimim. Lisans ve lisansüstü eğitimim süresince Antalya’da olsaydım belki daha kapsamlı ve farklı bir deneyim de edinmiş olabilirdim.

 

 

Ecmel Sarıkaya “Herakles” lahdinden detay çizimi, Antalya Arkeoloji Müzesi,  Ağustos 2023

 Ecmel Sarıkaya “Dansöz” heykeli çizimi, Antalya Arkeoloji Müzesi, Ağustos 2019

 “Dionysos” heykeli, Antalya Arkeoloji Müzesi, Haziran 2018

Müzeden kazandığım birçok deneyim, bilgi, anı sadece sanatsal gelişimim üzerinde katkı sağlamadı, kişisel belleğimi ve karakterimi de etkilediğini hem süreç içerisinde hem de yetişkinlik yaşantımda anladım. Hepsi bana zamanın ne kadar büyük olduğunu, insanın zamanın içinde küçücük bir alan kapladığını öğretiyordu. Tüm bunları yontulmuş taşların önünde gözlerimle değil, kişiliğimle de öğrenmiştim.

Ecmel Sarıkaya defter üzerine “Artemis” heykeli çizimi, Antalya Arkeoloji Müzesi, Ocak 2020

 Dionysos lahdi, Antalya Arkeoloji Müzesi, Ağustos 2023

 

Antalya Arkeoloji Müzesi'nin renkli nöbetçileri tavus kuşları - Kemer Gözcü

Antalya Arkeoloji Müzesi’nin renkli nöbetçileri tavus kuşları, Kemer Gözcü gazetesi, 30-04-2025

 

Şimdi, yıkımın ardından, hafızamda kalan o koridorların gölgesiyle yaşıyorum. Ülkemiz başka yerlere kaçırılmış eserlerin hikâyeleriyle ünlü. Bu eserlerden biri olan “Yorgun Herakles” heykelinin 2011 yılında müzeye bir bayram havasında getirilişini o kadar net hatırlıyorum ki bugün Herakles’in merkezde durduğu kaidenin yeri ve taşınma belgeselini gösteren ekranın duvarı yıkılmış olsa da bu zafer gibi hissettiren duygu belleğimden silinemeyecek. Yaşadığım yere, ait olduğum topraklara  güvenme duygusu hissettiğim en temiz en güzel anılardan biriydi Herakles’in yurda getirilişi. Orada geçirdiğim her an, zihnimde bir defter sayfası gibi kayıtlı. Bazen bir mermerin serinliğini hatırlıyorum, bazen de rehberin sesinde yankılanan tarihin hikâyesini. Saatlerce oturduğum yerin üzerinde eskiden buraya benim gibi iz bırakan başka birinin izini defterime işlediğimi. Artık o ses birkaç makinenin gücüyle bir toz bulutu olarak dağıldı. Tozları denize esti belki oradaki palmiyelere, tavus kuşunun yuvasına, bahçesinde beslenen kedinin tırmandığı ağaca değdi; tozlar savrulup doğaya karışınca yerinde sessizlik ve kentin belleğinde kocaman bir boşluk kaldı.

 

“Yorgun Herakles” heykeli Antalya Arkeoloji Müzesi, Ocak  2012

 

“Marsias” heykeli Antalya Arkeoloji Müzesi, Ocak 2018

Antalya Müzesi’nin yıkılması, yalnızca taşların yerinden sökülmesi ile ilgili bir konu değil. Yerine yapılacak yeni bina ile bu deneyimden geçmiş kimse ilgilenmiyor. Müzenin yıkımının gerekçeleri bu duygulara paralel hisseden kimseyi ikna edemeyecek kadar derin. Bir çocuğu büyürken elinden tutan, kültürel köklerini fısıldayan bir dostu kaybetmek gibi. Şimdi bizler Antalya müzesinin tarihiyle büyüyen ve hayatı sanatla buluşan yetişkinler; o serin koridorlarda hayranlıkla dolaşamayacak, merakımızı bir lahitin süslemelerine, bir heykelin bakışına emanet edemeyeceğiz. Bu kayıp, yalnızca geçmişe ve duygusal belleğimize değil, geleceğe de açılmış bir yara.

Ama yine de inanıyorum: Her birimizde müzenin bir parçası yaşıyor. O mermerlerin ağırlığı, o mozaiklerin her bir parçası, o salonların kokusu… Belleğimizde taşıdıkça anılarımızda tuttukça müze yıkılmayacak aslında; sadece görünmez olacak. Onu hatırlayan her göz, anımsayan her zihin, müzeyi yeniden inşa edecek. Çünkü sanatın gerçek mekânı duvarlar değil, hafızalarımızdır.

“Statue of a woman” heykeli Antalya Arkeoloji Müzesi, Ağustos 2020

“Artemis” heykeli Antalya Arkeoloji Müzesi, Ağustos 2017

“Herakles lahdi” Antalya Arkeoloji Müzesi, Ağustos 2017