KİMLİĞİN PLASTİĞİ: Canlı Sistemlerde Rejenerasyon, Entegrasyon ve Ortak Varlık
Deniz Üster
Organizmaların varoluşsal kimlik inşası ve ortak yaşam biçimleri üzerine yapılan disiplinlerarası incelemeler, bireysel ve kolektif kimliğin sınırlarının geleneksel anlayışını sürekli olarak dönüştürmektedir. Tatlı su canlısı Hidra’nın olağanüstü rejenerasyon kapasitesi, taraklı denizanalarının yaralı bireylerinin bütünleşerek ‘kimera’ (chimera) oluşturabilme yetenekleri ve Physalia physalis‘in işlevsel zooidlerden oluşan süper organizma yapısı, bu dönüşümün biyolojik temelini zengin örneklerle sunar. Geçtiğimiz yıl artSümer’de gercekleşen “Tutuşma ve Kavuşma: Biz’in Nehri” başlıklı kişisel sergim, bu canlıların biyolojik varoluşlarını, insanlığın kolektif kimlik arayışına dair spekülatif bir zemin olarak ele almıştı. Sergi, evrimsel süreçleri sıkça domine eden “en güçlünün hayatta kalması” ilkesini sorgulayarak, rekabet yerine özveri ve işbirliğinin, özellikle kritik dönemlerde türlerin sürdürülebilirliği için ne denli temel bir strateji olabileceğini araştırmıştı. Bu makale de adı geçen canlı formlarının bireysel kimlikten kolektif bilince, yaşamın “tutuşma” anından “kavuşma” noktasına uzanan evrimsel akıştaki yerini, onların kimlik inşası süreçlerini, biyolojik ve felsefi bir mercekle incelemeyi amaçlıyor.
İnsanlar ve diğer memeliler gibi karmaşık organizmalar, özelleşmiş dokular ve organlar geliştirmiş, merkezi sinir sistemleriyle bilişsel yeteneklerini artırmışlardır. Bu evrimsel süreçte, kaybedilen bir kolu veya hasar görmüş bir organı tamamen yenileme yeteneğimiz önemli ölçüde azalmıştır. Bu durum, biyolojik bir “takas” olarak görülebilir. Polip formunda yaşayan Hidra gibi nispeten basit yapılı canlılar, daha az özelleşmiş hücre tiplerine ve daha dağınık bir sinir ağına sahiptir. Bu basitlik, onlara olağanüstü bir rejenerasyon esnekliği sağlar. Bir hidranın her hücresi, büyük ölçüde totipotent veya pluripotent (yani her tür hücreye dönüşebilme veya farklı dokular oluşturabilme) kök hücre potansiyeline sahiptir diyebiliriz.1 Bu durum, kaybolan herhangi bir parçanın kolayca yeniden inşa edilmesine olanak tanımakla kalmaz, aynı zamanda vücutlarının küçük bir parçasından bile eksiksiz bir hidranın yeniden oluşmasını sağlar. 2
Bu denli yüksek bir rejenerasyon yeteneği bireysel kimliğin sınırları hakkında ilginç sorular ortaya çıkarır. Bir hidra parçalara ayrıldığında ve yeniden birleştiğinde ya da yeni hidralar oluşturduğunda bu hâlâ aynı birey midir? Yoksa yeni bir bireysellik mi oluşur? Hidraların eşeysiz üremeleri genellikle tomurcuklanma yoluyla gerçekleşir. Ana hidranın vücudundan küçük bir tomurcuk büyür ve sonunda ayrı bir birey haline gelir. Bu durum, genetik olarak özdeş bireylerin oluştuğu, ancak fiziksel olarak ayrı kimliklere sahip oldukları bir “kolektif kimlik” anlayışına işaret edebilir. Bu canlıların bireysel kimlikleri, sürekli yenilenen ve kendini yeniden düzenleyen bir “oluş” hali gibidir. Hidra’nın bedeni her biri belirli bir göreve adanmış kök hücrelerden oluşan bir “hücre toplumu” olarak düşünülebilir. Onun gerçek toplumsallığı, davranışlarında değil, onu oluşturan hücrelerin dinamik iş birliğinde yatar.
Hidra’nın rejenerasyon yoluyla bireysel kimliğin esnekliğini sergilemesi, organizmaların kimlik inşasındaki çeşitliliğin yalnızca bir örneğidir. Bu bağlamda, kolektif kimlik ve benlik- öteki ayrımının geleneksel algılarını temelden sarsan taraklı denizanası (Ctenophora) türleri, çok daha farklı bir strateji sunar. Onlar için kimlik, bölünme ve yeniden oluşumdan ziyade, birleşme ve bütünleşme üzerinden yeniden tanımlanır; özellikle de yaralı iki bireyin tek bir sağlıklı ‘kimera’ olarak varlıklarını sürdürebilmesi bu duruma çarpıcı bir örnek teşkil eder.
Taraklı denizanalarının füzyon yeteneği, geleneksel bağışıklık ve doku uyumu anlayışlarına meydan okuyan, benlik ve öteki arasındaki geleneksel ayrımı tamamen göz ardı eden, evrimsel olarak son derece ilginç bir adaptasyondur. Bu yetenek, onların hücresel düzeydeki “kimlik oluşturma politikalarını” gözden geçirmemizi gerektirir. Kei Jokura ve ekibinin Current Biology dergisindeki raporuna göre Mnemiopsis leidyi türü taraklı denizanasının yaralı iki bireyi, birbirine akraba olmasalar bile saatler içinde sorunsuz bir şekilde tek bir organizma halinde birleşebilmiştir.3 Bu birleşme, iki hasarlı sistemin tek bir onarıcı sisteme dönüşmesi şeklinde, rejeneratif süreçlerin daha ileri bir boyutudur.
Füzyonun en dikkat çekici yönü ise taraklı denizanalarının yabancı dokuya karşı herhangi bir reddetme tepkisi göstermemesidir. Yapılan gözlemler, M. leidyi’nin allorecognition olarak bilinen, “kendi” (self) ve “öteki” (non-self) dokuları ayırt etme yeteneğinden yoksun olabileceğini düşündürmektedir.4 Omurgalılardaki karmaşık adaptif bağışıklık sistemleri, farklı genetiğe sahip dokuları katı bir şekilde reddetme eğilimindeyken5 M. leidyi’nin planktonik ve serbest yaşayan bir hayvan olması nedeniyle bu mekanizmanın evrimsel olarak daha sonra ortaya çıkmış olabileceğine işaret edilmektedir.6
Hücresel düzeyde ise birleşme sırasında iki ayrı bireyin hücreleri arasında güçlü bir adezyon (yapışma) ve tanıma gerçekleşir;7 bu sayede taraklı denizanalarının hücreleri, kendi türünden diğer hücreleri tanıyıp bütünleşirken genetik farklılıkları “reddetme” komutunu vermeyen bir adezyon mekanizması sergiler. Nitekim, bu entegrasyon yalnızca dış dokularla sınırlı kalmayıp, birleşen bireylerin sindirim sistemlerinin de kaynaşarak yiyecekleri paylaştığı ve hatta iki sinir sisteminin de tamamen bütünleşerek tek bir koordine edilmiş beden gibi tepki verdiği gözlemlenmiştir.8
Taraklı denizanalarının bu yeteneği, kimlik oluşturma politikalarını sadece genetik miras veya bireysel bütünlük üzerinden değil, aynı zamanda fonksiyonel bütünlük ve hayatta kalma odaklı işbirliği üzerinden yeniden tanımlar. Bu canlılar, genetik çeşitliliğin bir ayrılık nedeni olmak yerine, kriz anında bir birleşme ve güçlenme potansiyeli taşıdığını gösterir. Onlar için kimlik, sabit ve değişmez bir “ben” olmaktan ziyade, çevresel koşullara göre kendini yeniden şekillendirebilen, entegre olabilen ve hatta başkalarıyla kaynaşarak yeni bir “biz” oluşturabilen akışkan bir “oluş” halidir. Burkhardt ve ekibinin, Mnemiopsis leidyi bireylerinin açlık veya yaralanma durumunda yetişkin aşamasından larva benzeri bir aşamaya geri dönüp sonra tekrar gelişebilmesi gibi diğer plastisite yetenekleri de ilk hayvanların düşündüğümüzden daha esnek ve adapte olabilen yapılar olduğunu düşündürmektedir.9 Bu durum, bireysel varoluşun, hayatta kalmak ve işlevsellik kazanmak adına kolektif bir bütün içinde eriyebileceğinin en çarpıcı biyolojik kanıtlarından biridir.
Taraklı denizanalarının yaralı bireylerinin birleşerek oluşturduğu “kimera”lar, bireysel varoluşun sınırlarının ne denli akışkan olabileceğini gözler önüne sererken, bu kolektifleşme genellikle hasar durumunda ve bir hayatta kalma stratejisi olarak ortaya çıkar. Ancak biyolojik dünyada, bireyselliğin kollektif içinde tamamen eridiği ve farklılaşmış birimlerin sürekli bir işbirliğiyle tek bir organizma gibi işlediği daha kalıcı ve karmaşık yapılar da mevcuttur. Bu bağlamda, denizlerin yüzeyinde yüzen ve kendine özgü yapısıyla dikkat çeken Physalia physalis, kolektif kimliğin evrimsel yolculuğundaki bir sonraki, daha ileri adımı temsil eder. Aslında tek bir hayvan olmayıp, özelleşmiş zooidlerden oluşan bir koloni olan Physalia, bireyselliğin kollektif bir bütün içinde tamamen çözündüğü bir “süper organizma” örneğidir; öyle ki bu zooidlerden hiçbiri tek başına hayatta kalamaz.
Halk arasında “Portekiz Savaşı Gemisi” olarak bilinen bu sifonoforun, tek bir organizma değil, özelleşmiş zooidlerden (polip ve medüzoid formlarının özelleşmiş varyantları) oluşan bir koloni olması, evrimin kolektif kimlik inşasında ulaştığı en çarpıcı noktalardan birini temsil eder. Bu “süper organizma” yapısı, bireysel rekabet yerine iş birliği ve fonksiyonel uzmanlaşmanın türün hayatta kalması için nasıl temel bir strateji haline gelebileceğinin dikkate değer bir örneğidir.10 Bu koloni yapısının evrimi, muhtemelen bireysel zooidlerin okyanusun geniş ve bazen zorlu ortamlarında tek başına hayatta kalmakta zorlanacağı veya daha az verimli olacağı bir yaşam stratejisine uyum sağlama ihtiyacından doğmuştur. Avlanma, savunma, üreme ve yüzeyde kalma gibi hayati işlevleri tek bir bireyin etkili bir şekilde yerine getirmesi, enerji ve verimlilik açısından maliyetli olabilirken, Physalia bu zorlukların üstesinden, her bir zooidin farklı birincil göreve adapte olduğu, genetik olarak özdeş olsa da morfolojik ve fizyolojik olarak farklılaşmış bir iş bölümüyle gelmiştir.11
Koloninin en belirgin kısmını oluşturan ve tüm yapıyı su yüzeyinde tutarak rüzgarın yardımıyla hareket etmesini sağlayan hava dolu büyük kese, pneumatophore olarak adlandırılır. Avları yakalamak ve avcılardan korunmak için zehirli nematokistlerle dolu, metrelerce uzayabilen dokunaçlar, dactylozooidler tarafından kontrol edilir ve tek başına bir zooidin sahip olamayacağı kadar güçlü avlanma/savunma yapıları sunar. Yakalanan avları sindirmekten ve besin maddelerini koloninin diğer tüm zooidlerine dağıtmaktan sorumlu olanlar ise gastrozooidlerdir. Koloninin büyümesini ve çoğalmasını sağlayan, üremeden sorumlu zooidler ise gonozooidler olarak özelleşmiştir. 12 Bu zooidlerin her biri, diğerlerine tamamen bağımlıdır ve tek başlarına hayatta kalamazlar. Bu durum, Physalia için “bireysel kimlik” kavramının geleneksel anlamda mevcut olmadığını, aksine kimliğin doğrudan “koloninin bütünlüğü” ve “işlevsel ortaklık” üzerine kurulu olduğunu gösterir. Evrimsel olarak bu düzeyde bir iş bölümü ve bağımlılık, kaynakların daha verimli kullanılmasını, avlanma ve savunma stratejilerinin optimize edilmesini mümkün kılmıştır. Böylece Physalia physalis, rekabetin ötesinde, özverili uzmanlaşma ve bütüncül işbirliğinin bir türün hayatta kalma ve evrimsel başarısı için ne denli güçlü bir katalizör olabileceğinin yaşayan bir kanıtıdır.
Hidra’nın hücresel demokrasisi, taraklı denizanalarının kriz anında benliği feda eden birleşmesi ve Physalia’nın kusursuz iş bölümüne dek, bu canlı formları “bireysel” ve “kolektif” kimliğin geleneksel sınırlarını yeniden tanımlamaktadır. Onların biyolojik varoluşları, hayatta kalma ve evrimsel başarı için iş birliği, adaptasyon ve hatta benliğin ötekiyle bütünleşmesinin, rekabetçi paradigmaların ötesinde nasıl temel stratejiler olabileceğini sergiler. Bu organizmaların kimlik oluşturma pratikleri, genetik bütünlüğün sorgulandığı durumlarda bile, işlevsel entegrasyonu ve ortaklaşa varoluşu önceleyen bir biyolojik felsefeyi imler. İnsan toplumları için bu gözlemler, kendi varoluşsal kimlik politikalarımızı, türler arası ilişkileri ve kolektif yaşam biçimlerini, doğanın sunduğu bu esnek ve entegre modeller ışığında yeniden düşünmeye davet eder.
Nitekim, “Tutuşma ve Kavuşma: Biz’in Nehri” sergimin merkezinde de bu dönüşüm potansiyeli yer almaktaydı. Sergi, yaşamın ilk kıvılcımlarından (Tutuşma) bireysel varlıkların birleşerek daha güçlü bir bütüne (Kavuşma) akışına odaklanırken, heykellerim bu “ilkel” görünen ancak sosyal olarak “gelişkin” kolektif varoluş biçimlerinden esinlendi. Tıpkı karıncalar ve termitler gibi tümtoplumsal hayvanların iş bölümüyle ekolojik başarıya ulaşması gibi, bu canlıların biyolojik esnekliği de insanlığın günümüzdeki ekolojik ve toplumsal krizlere karşı bir “süperorganizma” olarak hareket etme ihtiyacını somutlaştırmaktadır. Bireysel çıkar ve rekabetin sınırlarını aşarak, haddini bilen, iş birlikçi ve duyarlı bir “Biz” anlayışını benimsemek sürdürülebilir bir geleceğin inşası için vazgeçilmez bir stratejidir. Sanatsal pratiğim aracılığıyla izleyiciyi, kendi varlığını çoktürlü bir varoluş ağının eşit ve karşılıklı bağımlı bir halkası olarak konumlandırmaya davet ediyorum. Kısacası, bu biyolojik modeller, kolektif bir geleceği şekillendirmek adına bizlere sadece bilimsel veriler değil, aynı zamanda etik bir yol haritası sunmaktadır.
Notlar
1 Bosch, T. C. G. (2007). Hydra as a model for stem cell biology. Developmental Biology, 310(2), 263–271.
2 Martinez, D.E. (1998). Mortality patterns suggest lack of senescence in Hydra. Experimental Gerontology, 33(3), 217-225.
3 Jokura, K., Anttonen, T., Rodriguez-Santiago, M., & Arenas, O. M. (2024). Rapid physiological integration of fused ctenophores. Current Biology, 34(19), R889–R890. https://doi.org/10.1016/j.cub.2024.07.084.
4 Jokura (n3)
5 Flajnik, M. F., & Kasahara, M. (2010). Origin and evolution of the adaptive immune system: Genetic events and selective pressures. Nature Reviews Genetics, 11(1), 47–59.
6 Jokura (n2)
7 Takeichi, M. (1995). Morphogenetic roles of cadherins. Current Opinion in Cell Biology, 7(5), 619–627.
8 Jokura (n3)
9 Ainsworth, C, New Scientist. (2024, August 28). Injured comb jellies can merge into a single animal without rejection.
10 Dunn, C. (2009) ‘Siphonophores’, Current Biology, 19(6), pp. R233-R234. 10.1016/j.cub.2009.02.009
11 Munro, C., Vue, Z., Behringer, R. R., & Dunn, C. W. (2019). Morphology and development of the Portuguese man of war, Physalia physalis. Scientific Reports, 9(1), 15006. https://doi.org/10.1038/s41598-019-51842-1
12 Munro, C., Vue, Z., Behringer, R. R., & Dunn, C. W. (n11)
