İŞİN ÇAPAĞI: Geçici Yerleşik
Söyleşi: Esra Oskay & Seniha Ünay
12 Eylül – 06 Kasım 2026 tarihleri arasında Ankara Goethe Instıtut Galeri Vitrin’de gerçekleşecek olan “Geçici Yerleşik” sergisi, ekonominin getirdiği mali zorluklar ve zorunlu mekân değişikliklerini; buna bağlı olarak kişilerin yaşam alanlarına dair alışkanlıklarını hem duygusal hem de ruhsal düzeyde nasıl şekillendirdiklerini ele alıyor. Çapak Yazı/Çizi dergisi olarak bunu görünür kılmak adına, sergiye taşınan tamamlanmış çalışmaların pürüzsüz görüntüsünden ziyade sanatçıların üretim sürecine, kıyıda köşede kalmış taslaklara, düşüncelere, seslere ve metinlere yer vermeyi önemli buluyoruz. Bu vesileyle bu söyleşinin, sanatçının malzemesi ve atölyesinden arta kalan “çapaklar” üzerinden alternatif bir okumaya alan açacağını umut ediyoruz.
Bu sergi için çalışmanızı üretirken atölyenizde, masanızda ya da zihninizde kalan “çapaklar” nelerdi?
Eda Gizem Uğur: Geçici Yerleşik, ekonomik zorlukların, kira artışlarının ve zorunlu taşınmaların kişilerin yaşam alanlarıyla kurduğu ilişkiyi nasıl değiştirdiğini ele alan, mekâna özgü bir yerleştirme. Serinay’la birlikte yaklaşık bir ay çalıştık. Farklı pratiklerden geliyoruz ve daha önce birlikte bir üretim ortaklığımız olmamıştı. Bence sürecin en belirleyici yanı da bu karşılaşma oldu. Tek başına çalışırken bir düşüncenin sınırını ve ondan ne zaman vazgeçeceğini bireysel olarak belirlerken, kolektif bir çalışmada bireysellik yerini ortaklaşmaya bırakmalı. Biz bu süreçte içimize sinmeyen bir durum olduğunda birbirimize alan açarak geri çekilmeyi, beklemeyi ve müzakere ederek uzlaşmayı deneyimledik.
Benim için bu projenin kavramsal tarafı kafamda daha netti. Ancak bunu doğrudan ortam odaklı çözümlemek yeni bir deneyimdi. Daha önce tavanı 4 metreyi aşan, derinliği 67 cm olan bu kadar büyük ve dar bir mekânda çalışmamıştım. Üretim aşamasında vitrinin ölçülerini hesaba katarak yol almayı denedik. Atık karton koliler topladık, kestik, birleştirdik. Kimi zaman her gün işe gider gibi gittik. Malzemeyle ve mekânla karşılaşmak, çözüm önerilerini ortaklaştırmak ve sonunda izleyiciyle “Geçici Yerleşik”le karşılaşmak… Her biri ayrı deneyimdi. Bu aşamaları bir defterin ya da bir kitabın sayfaları gibi düşünüyorum. Süreç boyunca kendime pek çok not çıkardım ve bu notlara tekrar tekrar dönüyorum. Ortaya fikirden uygulamaya değişen bir mekânsal yerleştirme çıktı ancak bu bir sonuç değil. İki ay sürecek sergide müdahalelerimizle değişmeye devam edecek. Sürece baktığımda; zaman, çalışma alanı kısıtı ve yer yer motivasyon dalgalanmaları nedeniyle aklımızda olup da masada bırakmak zorunda kaldığımız çözümler de bu sürecin çapakları oldu.
Serinay Gündüz: İki yıl önce ev ve mekân üzerinden yaptığımız okumalarda; Antalya ile Ankara arasında gerçekleşen taşınmamın, zamanla barınma problemlerimi nasıl açığa çıkardığını ve meselemin özünü kavramamı sağladığını fark ettim. Asıl meselemin ötesinde, her geçen gün değişen ve kötüleşen ekonomik şartların toplum üzerindeki olumsuz yansımalarını da sırtımızda taşıdığımızı düşünüyorum. Dolayısıyla evle ilgili tüm bu olumlu ve olumsuz durumlar, üzerinde durmak istediğim ana çerçeveyi oluşturdu. Bu çağrıyı görmeden önce kafamda vitrinleşmeye dair sorguladığım ve zihnimde geçmişle birlikte kurguladığım bazı işler zaten vardı. Aynı noktada birleşen farklı meseleler demek yanlış olmaz; tabii ortada güzel vesileler de var… Ben olayların biraz romantik tarafına bakmayı seviyorum, elimde olmadan uzattığım ve detaylarında kaybolduğum da doğru. Eda ile projede birleşmemiz de bahsettiğim bu güzel vesilelerle ortaya çıktı. Bir sene önce bu projede ortak olup derdimize çok inandığımız, kendimize ait bir alan yaratmak için heyecanla toplantılar yaptığımız zamanlar oldu.. En nihayetinde evimizi ve bize ait o alanı yaratırken ister istemez beynimiz ve bedenimiz stresle boğuşmaya başladı; hem de bu, gerçek bir taşınma stresiydi. Sürekli bir denge halinde olduğumuz, birbirimizi desteklediğimiz ve gündelik hayatımızla beslediğimiz bir süreç oldu. Tüm bu süreçte Eda ile tatlı bir ev arkadaşlığı yapmış gibi hissediyorum. 🙂
Çalışmanızın son haline dâhil olmayan ama sürecin bir parçası olan şeyleri; bir taslağı, iptal edilmiş bir fikri, bir yolculuk anını, bir nesneyi, atölyeden bir köşeyi, bir sesi ya da işin galerideki kurulumundan önceki varlığına dair bir görseli vb. sergi ile kurduğu ilişki üzerinden bizimle paylaşır mısınız?
Eda Gizem Uğur: Süreçte ilk vazgeçtiğimiz, topladığımız kolileri açıp parçalardan bir bütün oluşturmaktı. Zaman kısıtı nedeniyle tersini yapmaya, yani bütünden parçalar çıkarmaya karar verdik ve bu şekilde ilerledik. Bir noktada ben detaylara fazla daldım ve dekora yakın bir üretime giriştim. Bu aşamada ürettiklerimiz de ilk vazgeçtiklerimiz arasındaydı, çünkü işi fazla hikâyeleştiriyor ve başka bir şey anlatıyordu. Vitrine ne koyarsanız bir hikâye oluşuyor. İçindekini sınırlandırılmış ve sadece dışarıdan izlenen bir şeye dönüştürüyor, koruyup kollanan izlenen bir şey.
İşin kurulumu ise gerçek bir taşınma eylemine dönüştü. Bu planlamadığımız bir şeydi. Eşyaları araçlara birbirine zarar vermeden sığdırmaya çalışmak yine de kimisinin yolda zarar görmesi, araçlardan indirip kapının önüne yığmak ve içeri taşımak… Bunun dışında vitrinle çalışmak fikir olarak zorken, bedenen çalışmak benim için daha da zor oldu. Mekânın darlığı nedeniyle hareket kısıtı varken bize yardımcı olan arkadaşlarımızla beraber 2-3 kişi beraber içeride hareket etmeye çalıştık ve sığamadık. Diğer yandan vitrinin içinde çalışırken dışarıdan izleniyorsunuz. Vitrin Kızılay’ın işlek sokaklarından birinde olduğu için kurulum sırasında yoldan geçenlerle pek çok sözlü karşılaşma yaşadık. Bu karşılaşmaların izi bugün sergide görünmüyor ama kurulum boyunca biz de bir süreliğine vitrinin geçici yerleşikleri olduk.
Serinay Gündüz: Buna Eda “gümüşlük” der mi diye çok düşündüm; hâlâ aklıma geldikçe gülüyorum. Asıl cevabım bu olmayacak ama kısaca bundan bahsetmek istiyorum: Bizim bir gümüşlüğümüz vardı. Sürece çok hızlı ve çok ani dâhil oldu. Baştan sona Eda yaptı ve o gümüşlük oluşurken ara ara kendi evlerimizdeki gümüşlüklerin biçimleri hakkında tartışmalar gerçekleştiriyorduk. Günün sonunda bu eşya fikir birliğiyle (arada “acaba gümüşlüğü koysak mı” diye yoklamalar yapsam da) iptal oldu ve kendisini çalıştığımız atölyede bıraktık. Eda’ya burada sürpriz olsun istedim, atölye hocam içeride bıraktığımız gümüşlüğün yerinde değişiklik yapmış. Şu anki güncel konumuyla bizden bir parçanın kendine bir yer edindiğini görmek çok hoşuma gitti :’)
Asıl cevabıma gelecek olursak; geçtiğimiz sene projeyi planlarken vitrin içerisinde performans yapmayı, bir veya birden fazla günümü oraya ayırmayı ve içerisinde zaman geçirmeyi planlıyordum. Ancak bu düşünceden vazgeçtim; çünkü ikimize ait olan bir alanda ayrı ayrı kalmak pek içime sinmeyen bir fikir gibi geldi. Bence vitrinin içindeyken ortaya koyabileceğimiz tüm potansiyeli sergiledik ve vitrinimizi hayat koşturmacamızdan dinlenmeye fırsat bulamadığımız bir köşe olarak dokunulmaz kıldık. Taşınma vakti geldiğinde ise sürecimiz bizimle devam edecek ve son bulacak.
